Türban nedir?

Türban, Anadolu'nun geleneksel başörtüsünden farklı olarak saçı siyasi ve ideolojik nedenlerle gizleme amacıyla takılan dini iddiaları olan bir sembol ve örtü türüdür.

Tarihte Anadolu'nun farklı yörelerinde değişik türlerini gördüğümüz başörtüsü ise kesinlikle bir saç saklama aracı değildir, kimi kumaşının şeffaf olması, çoğu kez saçın bir bölümünün görülmesi, tozdan, yağmurdan korunma gibi amaçlarının olması ve kullanımının bunlarla sınırlı kalması bu örtünme şeklini kesin olarak "sıkmabaş türbandan" ayırmaktadır.

Anadolu başörtüsünün bir başka özelliği de estetik ve sembolik anlamlar taşımasıdır. Kadının sosyal durumu, beklentileri birer mesaj olarak başlık adı da verilen örtülerde somutlanır.

Türban ise bunun tam tersine günümüzdeki şekliyle sıkmabaş, enginar kafa, soğan kafa gibi terimlerle de halk arasında anılan bireyi reddeden bir üniforma türüdür. Üstelik birden fazla katmandan oluşmakta, alt katman saçları sıkı sıkıya sararken, üst katman görünümü normalleştirmeye çalışmaktadır. Zamanla evrimleşip farklı şekiller, renkler de almış olsa, sonuçta başı boyuna kadar kapatmaktadır. (Bu durum Kuran'ın tam tersidir. Kuranda  boynun sıkılması değil, örtünün omuzlardan aşağıya sarkıtılması o da süs takılarının saklanması için tavsiye edilmektedir.)

Türbanın İslamiyetin açık hükümlerine rağmen takılmasının çeşitli nedenleri vardır: dini iktidar yapma aracı görenlerin kandırması, ailenin erkeklerinin baskısı, zorlama, ekonomik nedenler, burs ve öğretim kolaylıklarından faydalanma, moda, ortama uyum, çıkar sağlama, politik görüşü destekleme, iş bulma, kendi ideolojik çevresinde sempati kazanma, bir başkasını örnek almanın yanı sıra "mahalle baskısı" olarak da tanımlanabilecek nedenler ağırlıktadır. Dini nedenlere gelince, türban takanların çok az bir bölümünün ibadetlerini tam olarak yerine getirdikleri göz önüne alındığında, dini inancın aslında ikinci hatta üçüncü planda kaldığı kolayca görülebilir.

Kuran'da örtünme ile ilgili ayetleri anlamak için dönemin kadın kıyafetlerini bilmek gerekir. İslamiyet'in başlangıcında Arap yarımadasındaki kadınların belden üst kısımlarının çıplak olduğu, hatta çıplaklığın cariyeler için bir zorunluluk olduğu düşünülürse bu ayetlerin neyi anlattığı daha iyi anlaşılacaktır. Örtünme ile ilgili ayetler "omuzlardan aşağı" "göğüslerin" örtülmesini  o da ziynet eşyalarının gözükerek kıskançlık çekmesine engel olmayı amaçlayan ayetlerdir. Türban bir İslam'ın şartı ya da ibadet şekli değildir.

Uluslararası alanda siyasi etkilerine gelince; 1967 Arap İsrail savaşından sonra Filistinliler uçak kaçırmaya ve bu yolla dünyanın dikkatini kendi üzerlerine çekmeye çalışmışlardı. Uçak korsanları arasında Leyla Halid isimli başı açık bir kadın vardı ve güzelliği ile dikkatleri çekmiş sempati uyandırmış, batı ülkelerinde Filistin davasına empati yapılmasının yolunu açmıştı. Bu empatiyi kendileri için bir tehdit olarak gören çevreler türbanı açık ya da gizli desteklediler. Bu kendileri açısından çok doğru bir politikaydı çünkü farklı kıyafetler giyenlerin sadece Filistin'de değil,  Irak'da, Suriye'de tüm İslam coğrafyasında öldürülmelerine, bombalanmalarına batı insanının aldırmayacağı, televizyonlarından bir aksiyon filmi izler gibi kayıtsız izleyeceği ve hiçbir şekilde empati yapmayacağı anlaşılmıştı.  Daha önceki Vietnam için yapılan Amerikan karşıtı gösterilerle kıyaslandığında, Filistin protestoları son derece cılız kaldı ve batı insanı genel olarak bu garip kıyafetler giyen Müslümanların tepelerine bombaların yağdırılmasıyla, hayvan haklarında olduğu kadar bile ilgilenmedi. Ayrıca 11 Eylül saldırılarından günümüze, batı ülkelerinde bu üniformalarla her türlü vahşet, kadınlara çocuklara karşı şiddet, terör saldırıları, cehalet, cehaletinin farkında olmayan yobazlık, küçük çocuklara evlilik adı altında tecavüz, hatta uyuşturucu ticareti  birleştirildi. İmaj olarak bütünleştirildi. 11 Eylül sonrası kampanyaları müslümanları batı ülkelerinde neredeyse kimliklerini gizler hale getirdi.

Batıda, siyasiler, kiliseler ve hatta bazı aydın kesimler bunu inanç özgürlüğü ile meşrulaştırırken aslında bunun Müslümanların etiketlenerek ikinci sınıf insanlara dönüşmesini sağladığının farkındaydılar; toplumlarını her türlü entegrasyondan, onlara göre "bozulmadan" bu yolla koruyabileceklerini düşündüler. Bu konuda da haklı çıktılar, gettolaşan Müslüman toplulukların gençleri düşük eğitimli, düşük gelirli işlere yönelirken kendileri üstün konumlarını korudular. Türban batı ülkelerinde Müslümanların gettolaşmalarının önemli bir unsuru oldu.

 

Başörtüsünün sakıncaları:

Türbanın sürekli takılan bir örtü türü olarak her şeyden önce duyular üzerinde sakıncaları bulunmaktadır. Bunları sesleri duyma bozukluğu, görüş açısı bozukluğu, koku sorunu olarak özetleyebiliriz. Kulakların kapatılması duyma bozukluklarını da beraberinde getirmektedir. İki kat örtü ve özellikle kenarlarda örtünün kalınlığının artması duyma konusunda çok ciddi engeller oluşturmaktadır. Sesler ortalama 10 -20 desibel civarında azalmakta, ayrıca sesin geldiği yönün tayini zorlaşmakta ve hatta mümkün olamamaktadır. Yine aynı şekilde yüzün iki tarafını örten türban, normal insanda 178 derece olan görüş açısını 160 dereceye kadar düşürmektedir. Bu kadınları arkadan ve yanlardan gelebilecek tehlikelere karşı korumasız bırakmakta, trafik kazalarına neden olabilmekte, bu durum psikolojik sorunları arttırmakta, kadınların sokağa çıkmasını, toplum hayatına katılmasını, araba kullanmasını tehlikeli hale getirmekte, güçleştirmektedir. Türban, duyu kaybıyla ve sarkan kısımlarıyla bazı iş yerlerinde gerçek bir tehlikeye dönüşmektedir.

 

Fizyolojik sakıncaları:

Saçın kendisi bir örtüdür. Başı soğuğa, sıcağa, rüzgara, kısmen darbelere karşı korumak içindir. Diğer taraftan insan beyni vücut ağırlığının otuzda biri olmasına rağmen enerjisinin üçte birini tüketir. Bol oksijene, kan dolaşımına gereksinim duyar. Kan dolaşımının kısıtlanması beyin fonksiyonlarında bozulmalara, hatta inmelere sebep olabilir.

Kalp krizinde beyine giden oksijenin kesilmesi kalp yeniden çalıştırılsa da ağır hasarlara neden olur. Bunun için bile vücudun soğutulması bilinen bir önlemdir. Yine doğum sırasında beyine kan gitmemesi ömür boyu süren sakatlıkların da nedenidir. Boyun üzerinde ana atar damar üzerine gelen sıkmabaş türban basıncı beyine giden kanın basıncını azaltır, bayılmalara bile neden olabilir.

Çift katlı başörtüsü vücut ısısının dışarı atılmasına engel olur. Aslında saç, hem koruyacak hem de bir radyatör gibi bunu sağlayacak yapıdadır. İnsanın normal vücut ısısı 37,2 derecedir. Hava sıcaklığı 37,2 derece olduğu zaman rahatsız oluruz. Çünkü kasların, metabolizmanın... çalışması ile ortaya çıkan ısının atılması gerekir. Vücut bunu terleyerek, nefes alıp vererek, esneyerek, kanın cilde yakın akmasıyla sağlar ve cildi soğutur. Hava sıcaklığı ile vücut ısısı arasındaki fark bu açıdan önemlidir. Hava sıcaklığını dikkate almayan örtünme, yani yaz günü sıkmabaş ve pardösülü  örtünme vücudu her durumda zorlar. Ayrıca terlemenin örtünme ile engellenmesi başlı başına bir sorundur. Terleme sosyal ilişkileri bozan bir olgudur. Kişinin küçük görülmesine neden olur.

Türban takanlar yaz aylarında pardösü giymekte böylece vücutlarını gizlemek isterken hem vücut ısılarının yükselmesine, terlemenin yanı sıra  güneş ışınlarından vücutlarının yeterince yararlanamamasına neden olmaktadırlar. Güneş ışınları vücudumuza hayati önemi olan D vitaminini vermektedir. Bunun eksikliğinde, hipertansiyon, kalp krizi, kalp yetmezliği, beyin felçleri daha sık  görülmektedir.  Ayrıca Parkinson hastalığı, multiplskerloz, depresyon riski artmakta, bağışıklık gücünün azalmasıyla da zatürree, tüberküloz, üst solunum yolu enfeksiyonları, nezle ve grip artmaktadır. D vitamini eksikliğinin bir diğer sonucu diyabetin artmasıdır. Ayrıca bellek gücü de doğrudan etkilenmektedir. Riski artan hastalıklar arasında kanserlerin yanı sıra obezite riski de D vitamini eksikliğinde artmaktadır. Görüldüğü gibi bir siyasi üniforma olan türbanın ve beraberinde getirdiği giyinme şeklinin zararları her şeyden önce giyenleredir.

Bir kez daha erkeklere yasak yok iken kadınlar türbanın tehlikeli, tehlikesiz bütün sonuçlarına katlanmak zorunda kalmaktadırlar.

 

Psikolojik sakıncalar:

İnsanın binlerce yıllık evrimi kadın ve erkeğin birlikteliğine dayanmaktadır. Bu evrim süresince birbirlerini tamamlamışlar, aileler oluşturmuşlar, neslin devamı için gereken koşulları sağlamışlardır. Kadın ve erkeğin psikolojik oluşumunun sağlıklı olması, büyük ölçüde karşı cinsle olan ilişkilerin sağlıklı olmasına bağlıdır. Bunun gerçekleşmesi halinde cinsellik normal seviyelere inmekte, yasaklar altına alınması halinde ise buhar kabı misali baskı oluşmakta ve cinsellik normal sayılabilecek boyutları çok aşmaktadır. Ayrım yapılan okullarda cinsellik daha fazla ön plana çıkmaktadır. Dini nedenlerle karma eğitime karşı olanların görüşleri kızların ve erkeklerin farklı oldukları saptamasına dayanmaktadır. Onların varsayımlarına göre ayrım olmaz ise cinsel farklar ve dürtüler yüzünden başarılar azalacaktır. Halbuki Türkiye'nin en başarılı okullarının karma okullar olması, bu listede tek bir imam hatip okulunun bile olmaması tüm bu görüşleri çürütmektedir. Dünyada da başka türlü değildir, zaten başka türlü olması da mümkün değildir. İnsanın inancı, doğal, fizyolojik, psikolojik kısaca insani özelliklerini kaybettirmek için yeterli değildir.

Kapanma, bazı durumlarda, içe kapanma, sürekli başkaları tarafından eleştirilme duygusunun yükselmesine neden olmaktadır. Bu belirtiler aynı zamanda şizofreni hastalığının da ilk belirtileridir, yani bir bakıma bu hastalıklarda, örtünmeden ötürü ortaya doğal olarak çıkan bir durum nedeniyle son derece önemli olan erken teşhis zorlaşmaktadır.

İnançların gücü normal koşullarda cinsel duyguları bastırmaya yetmemektedir. Üstüne, erkeklerin kadınlara her an zarar verebilecek birer "mahluk" gibi algılatılması, son derece çelişkili durumların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Aynı şekilde birer günah kaynağı gibi anlatılan kadınlar, bilinçsizce desteklenen fetişizm erkeğin kadına karşı şiddetinin de kaynaklarından birisini oluşturmaktadır. Her durumda türban simgesel olarak kadının erkeğin arkasındaki yerini işaret etmekte (erkeklerde yasak yok kadınlarda var) bu konum şiddete zemin hazırlamaktadır.

 

Ekonomik sakıncaları:

Kadın ve erkek toplum hayatında eşit konumda rol almaları halinde bireyler ve toplumlar gelişebilmektedir. Türban eğitim ve iş ortamında bir ayrımcılık, tutuculuk ve gerçekte bir cinsellik sembolü olarak işlev görmekte, ayrımı körüklemekte, kolayca saptanabileceği gibi türbanlı kızları ya da diğerlerini gettolaştırmakta okullarda öğrencilerin ayrışmasını teşvik etmektedir. Türbanın mutlak hakim olduğu yerlerde ise tüm toplumsal, sosyal, ekonomik gelişmeler zorunlu olarak durmaktadır.  Modern toplum her türlü üniformayı reddetmektedir.

Modern toplumda birey hem erkeğin hem de kadının çalışmasını, birbirinden bağımsız sosyal ve iş hayatı olmasını gerektirmektedir. Bunun sağlanamaması durumunda geçim sorunları başlamakta, gerilimler, hayatını boşa geçirmiş, kaybetmiş olma duyguları, sosyal çevre eksikliklerinden kaynaklanan pişmanlıklar, kısaca yaşamamış olma duygusu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle de örneğin Türkiye'de ileri yaşlarda şiddet olayları artmaktadır. (15-24 yaş grubunda %31.9'dan 45-59 yaş grubunda %45.4'e çıkmaktadır)

Her türlü ayrımcılık bu duruma katkı vermektedir. Ayrıca istatistiklerde de bu durum doğrulanmaktadır. Örtünmenin arttığı bölgelerde kadına şiddet de artmakta, Türkiye'nin Batısında %24.6'dan Doğusunda %53,2'ye kadar çıkmaktadır. Aynı şekilde eğitim düzeyi ile refah düzeyin etkisi iki misline yakındır. (İstatistikler Avrupa Birliği ilerleme raporlarından alınmıştır) Refah düzeyi, eğitim düzeyi artan bölgelerde türban ve kadına karşı şiddet azalmaktadır.

Çocuk yaştakilerin türbana sokulması ise bir eğitim felaketidir. Çocuklar bütün hayatları boyunca devasallaşan sorunlara mahkum edilmektedir. Çocuklukları korkular içinde geçmekte, sürekli günah işleme korkusu komplekslere ortam oluşturmaktadır.

Bu temel çelişkilerin boyutları, kadınlarda bir taraftan kapanırken diğer taraftan dar elbiseler giyme, aşırı makyaj, saç dışında belirli yerlerin açılması gibi davranış bozuklukları ya da tamamen estetiğin inkar edilmesi ile kendisini göstermektedir. Bir tarafta doğal özelliler ve cinsellik diğer tarafta inançlar... Her iki durum da psikolojide kişilik bölünmesi olarak da tanımlanan rahatsızlıklara benzemektedir. Bu zıt gibi görünen durum gerçekte doğaya karşı bir başkaldırmadır. İlişkiler ise insan doğasıyla, yasaklar arasında şekillenmekte bunun yansıması çelişkilerle dolu görünümlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Hormonların etkisi altında adeta bir gösteriye dönüşen karşı cinsle ilişkiler, parklarda sıkça görebildiğimiz gibi her türlü sınırı zorlamaktadır.  Ya da bu çevrenin erkeklerinde karşı cinsle sorunlar yaşanmakta ve ailenin yardımı beklenmektedir. Yeterince sosyalleşememiş, karşı cinsle arkadaşlık edememiş kişiler yeterli empatiyi kuramamakta, kendilerini karşıdakinin beklentisine göre dönüştürememekte, katılaşmakta tepkilere neden olmaktadır.

Evlilik sonrasında eşin talebi üzerine kapanma kadın için bir fedakarlık başka bir deyişle bir sosyal durumun kabullenilmesi anlamına gelmektedir. Getirdiği çelişkiler ise aile içinde sürekli bir sorun oluşturmaktadır. Her durumda bu şekilde bastırılmış cinsellik her zaman patlamak üzere olan bir bomba görünümü vermektedir. İleri yaşlarda pişmanlıklar, yaşayamamış olma duygularının ortaya çıkması kolaylaşmaktadır.

Türbanın bir başka etkisi fetişizmdir. Psikolojide ödip/elektra kompleksleri ile ilişkilendirilen bu psikolojik rahatsızlık, kabullenilemeyen bir "sapkın" durumun, ya da diğer adıyla çözümlenilememiş bir kompleksin bir objeyi fetişe dönüştürmesi olarak tanımlanır. Burada fetişe dönüşen obje türbandır. Diğer çok bilinen fetiş objelerinin yanında yer alır.

Ayrıca Türban'ın çok bilinen bir yan etkisi de bağımlılık yaratmasıdır. Bir süre türban takan kadınlar isteseler de başlarını açamamaktadırlar. Bu onlarda derin travmalara neden olmaktadır. Her yerde kendilerini ayrışmış olarak görmekte, çağdaş dünyada, çağdaş meslek grupları içinde yer almaları güçleşmektedir. Bağımlılıklarının fark edilmesi ise kendilerine karşı meslek ve kariyer nedenleriyle kullanılmaktadır. Zaten ayrımcılıklara maruz kalan kadın emeği, türbanla daha da zor bir duruma düşmektedir. Bağımlılık sadece kişisel psikoloji ile ilişkili değildir. Sosyal baskılar da vardır. Daha önce örtünmüş bir kadının başını açmasının kurmak istedikleri siyasi, dini, sosyal gruplar için çok büyük bir tehlike oluşturduğunun bilincinde olan çevreler bunu her yolla engellemeye çalışmaktadırlar. (Bunun iki nedeni vardır: birincisi zahmetli olan türbandan kurtulma isteğinin uyanması ve kadınların örneği, modeli takip etmeleri; ikincisi ise başını açanın doğal olarak ödüllenmiş olmasının (çevreye, modern hayata uyum, iş hayatında normalleşme ve ilerleme... nedenleriyle) başın açılmasıyla başa çıkamayacaklarının bilincindedirler)

Bu çevrelerde çokça söylenen "iyi düşün örtünürsen açılamazsın" sözünün anlamı da budur. Kadın hayatı boyunca türbana mahkum edilmek istenmektedir.

 

Sosyal sakıncaları

Çağdaş dünyada insanlar diğerleri ile ticaret, alışveriş, dostluk, gezi, eğitim, spor, kültür, ticaret ilişkileri içindedir. Bu ilişkilerde temel kural eşitliktir. Eşitlik olmadığı takdirde bir taraf diğerine kendisini üstün sayacaktır. Bu eşitsizliğin sonucunda önyargılara, korkulara, kuşkulara, endişelere uygun bir ortam oluşacak, güvensizlik hakim olacaktır. Bunu anlatmak için bir bilimsel toplantıda başörtülü bir kadının sunumu, diğerleri tarafından: Acaba bu çalışmayı kendisi mi yaptı? (kendi iradesini başkaları için kısıtlaması nedeniyle) Acaba bunu bana/bize karşı kullanabilir mi? (toplumda giderek etkisini arttıran önyargılar nedeniyle)

... ve daha bir çok şekilde ortaya çıkan etkiler yapmaktadır. Sonuç olarak zaten kadın olmaktan ötürü olumsuzluklarla boğuşmak zorunda kalması yetmemekte bir de üstüne kıyafetin taşıdığı anlamlardan ötürü ayrıca zorluklarla karşılaşmaktadır. Bir tür boyalı kuş olma durumu (Jerzy Kozinski'nin ünlü romanındaki gibi.) ortaya çıkmaktadır.

 

Dini sakıncaları

Türban bir dini grup zorlaması olarak grup etkisini ve bağımlılığını arttırmaktadır. Bu aslında en büyük sakıncalarından birisidir. Çünkü, gerçekte dini bölünmelerin kabul edilmediği, tevhid'in esas olduğu bir dinde; cemaat, tarikat, gruplarla olan ilişkilerde ortaya çıkmaktadır. Bu gruplar Kuran'ı yeniden kendilerine göre yorumlamakta, kendileri aslında olmayan anlamlar katmakta insanların yaşantılarını şekillendirmeye çalışmaktadırlar. Allah ile kul arasına girmekte ve kendi menfaatleri için her şeyi yeniden tanımlamaktadırlar.

İnanç gruplarına angaje olma aynı zamanda maddi, manevi sonuçlar da doğurmaktadır. İnsanlar bu yolla kolayca soyulmakta, aldatılmakta, dinin kabul etmediği dolandırıcılık gibi durumlara alet olmaktadırlar. Bunun dini açıdan meşru olduğunu söylemek mümkün değildir. Türban bir üniforma olarak bu aşamada devreye girmektedir. Burs almak, ücretsiz yurtta kalmak, yemek masraflarının karşılanması... karşılığında kişiler kendilerini ömürleri boyunca sürecek bir sömürüye mahkum etmektedirler. Bu aynı zamanda inanç açısından da sakıncalıdır.

Dini açıdan son bir sakınca da şeklin özün önüne geçmesidir. Böylelikle kıyafeti giyen cennet için kendisini yeterli saymakta, çevresinde dokunulmazlık kazanmakta, gerçek nedenleri olmayan bir güven duyulmasını sağlamakta ve bunu kullanmak, istismar etmek için sayısız olanağa kavuşmaktadır. Bu aynı zamandan insanları hem bağımlılıktan ötürü hem de tepkisel olarak dinden uzaklaştırmaktadır.

 

Son olarak cilt açısından sakıncaları:

Saç zaten bir örtü türüdür. Bunun ayrıca ve sürekli olarak bir başka örtüyle örtülmesi, örtünün özelliklerine de bağlı olarak farklı etkiler yapmaktadır. Genel olarak saçın sıkıldığı yan kısımlarda saç dökülmeleri sıkça görülmektedir. Ayrıca strese bağlı olarak dökülmeler de çok sıkça görülmektedir ve bu stres durumu bu çevrelerde çok yaygındır. Bir başka sorun da gözle görülmeyenin bakımının da aksaması durumudur. Her gün saç bakımı yapan bir kadının titizliğini başını türbanla kapatan bir kadından beklememek gerekir. Bakım eksikliği ise saç dökülmesinin ve diğer hastalıkların baş nedenleri arasındadır. Yağlanma, kepeklenme, aşırı sıcağa maruz kalma, egzama, cildin kan dolaşımının engellenmesi, hava almasının engellenmesi cilt ve mantar hastalıklarının da nedenidir. Vücudun genellikle aşırı ısınan yerlerinde görülen hastalıklara bu tür kişiler daha açıktır. Türbanın cinsine göre sorunlar da değişmektedir. Ancak türbanın kumaşının türünden kaynaklanan aşırı fiyat farkları bir kez daha dar gelirli grupların türban takan kadınlarını vurmaktadır.

Özetle türban bir ayrım simgesidir. Beraberinde sosyal, psikolojik, ekonomik, kültürel, dini sorunları da getirmektedir. Ayrıca, Türkiye'nin de imzaladığı Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi’nin -CEDAW- 5. Maddesi şöyledir:

"… kadın veya erkeği diğerine göre aşağılayan; kadın veya erkeğin diğerine göre daha üstün olduğunu savunan veya kalıplaşmış cinsiyet rollerini temel alan rolleri öngören tüm adet, uygulama, geleneksel davranış, ve önyargıların ortadan kaldırılmasını sağlamakla yükümlü kılınmaktadır." Bu maddeye hükümet tarafından özgürleşme adı altında topluma dayatılan türban açık şekilde aykırıdır.

Atatürk tarafından çıkartılan kıyafet kanunu her şeyden önce dinin istismarını önlemek amaçlıydı. Bu gün bunu anlamaya her zamandan daha çok ihtiyaç duymaktayız.