AKP’nin kentlerde yaptığı en büyük tahribat kentleri sadece rant değil birer zevksizlik, çirkinlik abidesine dönüştürmesidir. “Çılgın proje” gibi deli saçması projeler bir yana, kendilerine oy veren semtlere “yaptıkları”nın yanında vermeyen semtlere “yapmadıkları” da  bunları düşündürüyor.

Örneğin; Kadıköy’ün meydanı büfelerin, minibüslerin, gecekondu kafelerin işgali altında, insanlar yıllardır balık, köfte, döner kokuları, dumanları arasından geçerek vapura gidiyorlar.

Bu durumdan şikayetçi olanlara AKP yanlıları “biz proje hazırlattık onlar karşı çıktılar” demekte. Halbuki bu alan için Büyük şehir belediyesinin hazırlattığı proje tam bir enayi tuzağı: birkaç yaya yolu kalanı çarşı, otopark ve ticari faaliyete açılan Haydarpaşadan Marmara denizine büyük bir alan.

Kadıköy böyle de Mecidiyeköy meydanı çok mu iyi? Hayır, korkunç bir trafiğin, tozun, dumanın, kışın çamurun içinde bir mezbelelik.

Eminönü, Karaköy otoyol kavşağına dönüşmüş durumda. Eminönü”nde tarihi Mısır Çarşısı ile Yeni Cami arasında kalan alan renkli çeşmeli, fıskiyeli, gecekondu büfeli, ağaca yeşile hasret.

Çemberlitaş meydanı devasal bir otopark ha keza Beyazıt Meydanına meydan demek için yalancı şahitler bulmak lazım.

Sultanahmet bölgesi beton zeminde dilencilere, turist peşinde koşan satıcılara devredildi. Tarihi arena’nın üzerine inşa edilen sahne yine her yerde renkli sular fışkırtan çeşmeler...

Taksim, zavallı taksim. Beton yığını, uçsuz bucaksız bir ucubelik. Bir ucunda dönerci dumanları, kokuları diğer ucunda devasal bir harabe kentin tek doğru dürüst kültür merkezi bir harabe halinde AKP’nin gezi korkusunu bekleyen polislere yuva olmuş.

Kadıköy’e bakarsak, yıllardır bakım yüzü görmemiş Bağdat Caddesi görmemişin Metro levhalarından daha yeni kurtuldu. Metro işaretlerinin altında metro istasyonu arayan turistlere metronun caddeye beş altı kilometre mesafede olduğunu anlatmak sorun oluyordu.

AKP döneminin her meydanının başına geldiği gibi, Bostancı meydanı da dolmuşlar, gecekondu büfeler, ızgara kokuları arasında bir yerden bir yere gitmeye çalışan insanların meydanı.

Yıllar önce yapılan sahil düzenlemeleri o gün bu gündür birkaç gecekondu büfe dışında bir düzenleme görmedi.

Tıpkı siteler teslim olan Boğaziçi gibi. Çengelköy’de Vahdetdin’in köşkü, doğurdu, duvarlar, binalar eksilen ağaçları ile kaçak yapıda geçirdiği yılların acısını bu şekilde çıkartabileceğini zanneden bir Başbakan’ın köşkü oldu.

Hemen sağında inanılmaz bir beton yığını cehaletin, görmemişliğin anıtı gibi bir AKP şehirciliği örneği olarak yükseldi.

İki kelime de üçüncü boğaz köprüsüne. Şimdiye kadar çok eleştirildi. Ne finansman sorunları kaldı ne de sebep olduğu devasal orman katliamı. İstanbul şehir içi trafiğinde boğulmuş, beyni dönmüş insanlarımız o köprüden medet umar duruma düştü.

Geçenlerde bir taksi şöförü köprü yolunda “ah şu köprü yapılsa da bu trafikten kurtulsak” diyordu. Kendisine o köprünün şehir trafiğine tam 96 kilometre mesafeye yapıldığını, üstelik bağlantıları da sayarsak mesafenin 126 kilometreye çıktığını söyledim. İnanmadı. Tabletten yolu gösterdim, güzergâhı izah ettim. Çok ağır bir küfür savurdu. İşte o küfürü artık her gün, köprü trafiğinde E5 üzerinde duyuyorum.

İnanılmaz derin metro istasyonları halkı ulaştırmaktan çok müteahhitlere para, ilgililerine ayakkabı kutusu kazandırmak için yapıldı.

Kartal metrosuna binmek için Ünalan’da metrobüsten inen bir turist yürüyüş yolunun yarısında «bu bir metro bağlantı tüneli mi yoksa yürüyüş tüneli de biz Kartal’a yürüyerek mi gideceğiz?» diye sormuştu.

Her tarafa döşenen ve şimdiden renk değiştiren granit karolar radon gazı yayıyor. İçeride inanılmaz bir küf ve bozulma kokusu var. Sorunlu rayların neden olduğu gürültü, rutubetten bozulmuş duvarlar, döşemeler... bir kez daha mühendissiz mimarsız her şeyi ben bilirim siyasetinin sonucunu sunuyor.

Tabi tüm bunların aynı zamanda dünyanın en pahallı inşaatları olduğunu söylemeye gerek bile yok.

Eğer neden eğitim düzeyi yüksek semtler CHP’ye oy veriyor, buna karşılık yoksul ve eğitimsiz halkımız AKP’nin peşinde? Sorusuna cevabım sadece dünyada olanları anlamak için değil “gerçekleri  görmek için de eğitim gerektiği”.