Bir açık oturumda, sunucu AKP başkan yardımcısına döndü ve “sizi dinlediğim zaman sanki iktidarda siz değil de CHP varmış izlenimine kapılıyorum” dedi.

CHP Milletvekili ise şaşkınlıkla “ama onbeş yıldır iktidarda olanlar sizlersiniz” dedi. Aslında hepsi haklıydı.

Bu durum aslında tüm toplumun sürekli önünde olan, fiili, ancak görülmek istenmeyen bir durumun ifadesi. Kendi kadroları olmayan AKP, danışmak, varlığını sürdürmek, uygulamaları yaptırmak, dünya ile iletişim kurmakta “karşı mahalle” diye tanımlanan diğerlerinden yararlanmak zorunda.

Karşı mahalle tümüyle CHP’li mi? Merkez sağın ortadan kalkmasından sonra büyük ölçüde evet ancak yine de bunu söylemek zor. Neredeyse tüm akademik kesimler, meslek odaları, teknokratlar… neredeyse tamamı “karşı mahalleden”. Ancak burada CHP’den çok MODERNİTE’den söz edebiliriz ki AKP’nin bunu aşması mümkün değil.

 

AKP bunun için “vesayet” kavramını kullansa, “seçim kazandık ama iktidar olamadık” dese de bu çok önemli bir saptamanın ifadesi. Çünkü, görmek istemediği ve CHP’ye yüklediği durumun tek bir gerçekliği var: MODERNİTE.

 

AKP’nin aşmasına imkan olmayan ve ona iktidarı ancak ülke yok olursa bırakacak olan ana güç çağdaş dünyada var olabilmenin koşulu olan MODERNİTE.

 

“Bizim kadrolarımız yoktu onun için FETÖ’nün kadrolarından medet umduk” derken ifade ettikleri de aslında bu. Yani “Modern dünyanın kadrolarına karşı biz FETÖ’nün okullarında, evlerinde, kurslarında yetiştirdiklerinden medet umduk” demeye getiriyorlar ki bu da aslında sadece bir acizliğin değil aynı zamanda büyük bir körlüğün itirafı. Çünkü, bir çocuğun bile yapmayacağı hataları yapan, en olmayacak saatte en zavallı unsurları halkın karşısına getirten, Atatürk Bulvarında alçaktan uçuş gösterisi yapan, Meclisi bombalayan, boş kuruluşlara bomba atan saçma sapan bir komuta sistemi bırakın Kurmay olmayı, ancak Fetö’nün torpil/komplo tezgahlarının ürünü olabilir.

Bu düzeydeki bu tür tezgahlar ise Modernite’nin yetkinlik ilkelerine aykırıdır. Saçma sapan teknolojilerin arkasına sığınan, sonra da sadece kullanıcılar listesi ile tüm ekibin ele geçirilmesini sağlayan bir aklın da çağımızın modern dünyasında yeri yoktur ve ilk elemede gider. Darbe yapılması, çoğunluğun ve muhalefetin parlamenter sistemde iyi kötü işleyen aklı yerine bir meczubun getirilmesi ise finansın, endüstrinin, ticaretin, bilimin, kültürün geldiği günümüz düzeyinde dini ne olursa olsun düşünülemez bile.

Bu yapılırsa dünyadan dışlanılır, saygınlık kalmaz, yatırımlar biter, para kaçar, ekonomi çöker ve sonucunda büyük bir sefalet ortamı insanları sokağa döker.

Kadro sorunu aşılması mümkün görülmeyen bir sorun:

Darwin’i öğretmezseniz kadrolarınız olmaz, Darwin’i öğretirseniz kadrolarınızın inancı kalmaz bu ve bunun benzerleri yüzünden dinci kesimlerin kendi kadrolarını kurmaları çok zordur.

Finansı öğretse faiz yasağı delinir, öğretmese finanstan anlayan kadrosu olmaz. Kadın erkeği ayırmasa kendi inancının biteceğini düşünür, ayırırsa dünyadan dışlanır, kadro yetiştiremez. Bilimle ilgili tüm alanlarda bu durum yaşanmaktadır.

Üstelik esas sorun sadece kuru bilginin aktarımı da değildir, çünkü öğretim başka eğitim bambaşkadır. Bilginin davranışa dönüşmüş hali eğitim olmadan öğretimin de hiçbir anlamı yoktur.

Etik alanında hatalıysanız, sizin zaten çağdaş dünyaya uyum sağlama imkanınız yoktur. Eğer rüşvete bulaşmışsanız, haraç almışsanız, eğer komplolar kurarak rakiplerinizi elemişseniz, sizin çağdaş dünyada da yeriniz yoktur. Kimseden saygı bekleyemezsiniz. Buna karşılık Fetih

peşinde olduğunuz için ganimeti de hak görüyorsanız, sizin dünyanız gerçek dünyadan çoktan ayrılmıştır. Sizin hak gördüğünüz dünyanın kalanı için etik dışıdır.

Fetullahın kadroları, genel olarak İslamiyeti iktidar için kullananlar bunun canlı kanıtıdır. Bu da altından kalkılabilecek bir çelişki değildir. Bu çelişkinin politik düzeyde çözümlenememesi zorunlu olarak iktidar milletvekilinin “aslında biz yönetmiyoruz” itirafını getirir.

Alternatif olarak görülmüş ve göz yumulmuş sahtekarlıkla geçilen yerlerden ise kadrolar, yöneticiler, generaller çıkmaz ilk engelde, sınavda dökülen soytarılar çıkar.

Çünkü modernite aynı zamanda ortak aklın hakimiyeti demektir. Ancak bu güçte bir akıl toplumda dengeyi sağlayabilir. Bir vaize sırf birilerini tezgahından geçirdi diye iktidarı vermek modern bir toplumun kabul edebileceği bir şey değildir. Bu durum daha da genelleştirilebilir.

Söz gelimi başkanlık demek istikrarsızlık demektir. Bu gün başkanlık sistemi ile yönetilen tüm ülkelerde bunun sıkıntıları yaşanmaktadır. Örnek olarak; Fransa’da Mitterand gelince kamulaşan bankalar, Chiac zamanında tekrar özelleşmekte, bu alt üst oluşun bedelini toplum ödemektedir. Modernite bu tür alt üst oluşları da kabul etmemektedir.

Atatürk’ün en büyük dehası bu durumu görmesi ve Kurtuluş Savaşının en zor döneminde bile düşüncesini özgürce söyleyen mebusların bulunduğu meclise güvenmesidir. Aynı şekilde bu durumu sürekli kılmak için Ankara’da Milli Eğitim Şurasını toplamış, eğitimi modern dünyaya bağlayarak toplumu İslam ülkelerinin bugünkü feci durumundan yaklaşık yüz yıl önceden kurtarmıştır.

Çağ dışına düşmek kaçınılmaz olarak çöküntüyü getirir. Bu çökme sadece ekonomik değildir. aynı zamanda etik değerleri olmayan bir torpil/komplo tezgahının İslam dini ile bütünleşmesi anlamına gelir ki böyle bir lekeyi hiçbir inanç, hiçbir din kaldıramaz. Bir anda binlerce yıllık uygarlık birikimi unutulur, din bir cemaat liderinin safsatalarına teslim edilir. Camiler, İmam Hatipler, harcanan paralar artarken ibadet edenlerin sayısı azalır.

Televizyonlarda başlayan muska pazarlamalar, cin çıkartmalar aslında İslam dinine vurulmuş darbelerdir.

Gerçek bir demokrasi sadece ülke içindeki insanların görüşleriyle yönetimleri belirlemesi değildir bu aynı zamanda tüm insanlık aleminden de oy yani onay alınması gereken bir durumdur. Çünkü ancak dünya çapında kültürel, etik alanlarda vize almış onaylanmış yönetimler ülkelerinin dış dünya ile ilgili her türlü ilişkisini geliştirebilir. Bu ilişkilerin gelişmemesi ise ne kadar korumacı olursak olalım ülkelerin iflası anlamına gelir.