Askerle ile  ilişkileri konusunda kafası karışık olan sivil iktidarın,ülkenin bugünkü koşullarında yalnız duyguları,dolayısıyla şartlanmışlıkları ile hareket etmesi Türkiye'nin güvenliği açısından hem bugün hem de yarın ciddi sıkıntılara gebe bir ortam yaratacaktır.

Dünyada gelişmiş demokratik ülkelerde, siviller kendi işlerini, askerler kendi işlerini yaparlar. Yani hiçbirinde kimse birbirinin işini yapma çabasına girmez. Çünkü, askerlik kendi konusunda homojen olmayı, disiplinli hareket etmeyi ve özünde ulusalcı olmayı gerektirir. Söz konusu son nitelik paralı askerlerle, ordunun farkıdır. Siyasi iktidarın görevi, ülkenin meşru kanallarında oluşturdukları kararları, askerlerin bu konudaki öneri ve tavsiyelerinin süzgecinden geçirerek uygulamaya sokar ve orduyu ilgili konularda görevlendirir.

 Türkiye'de son dönemlerde yapılanlara bakılırsa, şimdiden önemli sorunlar yaratabilecek adımların atıldığı görülebilir.
 
1)Ülkede askeri okullar kapatılmı, harp akademilerinin yerini MSB Üniversitesi almış ve başına başına sivil bir kişi rektör olarak getirilmiştir. Herhalde buraya öğrenci alımı da sivillerce,  malum yöntemlerle alınacaktır. Bu şekli ile ordunun yapılanması nasıl olacaktır? Yoksa artık askere gereksinim yok mudur? Dünyanın her yerinde askerin ana gövdesi çekirdekten yetişirken, bu yapılanlar yeni sisteme mi yoksa ciddi bir kaosa mı yol açacaktır? Kapatılan askeri hasta hanelerin ve mahkemelerin yerine ne konacaktır?
 
2)Siyasi iktidara yakın bir Hürriyet gazetesi yazarının yazdığına göre son YAŞ toplantısında orduda, Fettullahçıların tasfiyesi yapılırken, orduyu ulusalcılara teslim etmemek de ana ölçülermiş. Bu ifade tekzip edilmediğine göre, kafa karışıklığının boyutunu somut biçimde ortaya koymaktadır. O zaman ordu ulusalcı olmayanlara mı teslim edilecektir? Yoksa bu da darbe girişimi gibi üst aklın bir düşüncesi midir?
 
3)Yapılan atamalarda korgeneral, orgeneralin yerine kuvvet komutanlığına getirilmiştir. Emekliye sevk edilmeyen orgeneral eğer istifa etmeyip orduda kalsaydı, astın üste komuta ettiği bir orduyla karşı karşıya kalacaktık. Kulislerde de bu atamanın ulusalcılıkla bağlantılı olduğu konuşulduğuna göre, diğerinin ulusalcı olmadığı gibi mi düşünmek gerekir? Gerçekten bu durumun açıklanabilir bir tarafı yoktur.
 
4)En enteresan durum ise kendi bürokratik unvanları varken Milli Savunma Bakanlığındaki bürokratlara askeri rütbeler verilmesidir. Müsteşar birdenbire orgeneral olmuştur! Bu duruma göre bakan mareşal mı olacaktır? Peki, MSB böylece askeri bir kurum mu olmuştur, yoksa MSB, siyasi iktidarla ordu arasındaki bağlantıyı sağlayan ve askerin doğrudan yapamadığı sivil savunma, askeri sanayi faaliyetleri gibi işlevleri üstlenen, ayrıca temsil kabiliyeti olan sivil bir bakanlık mıdır?
 
Sonuç olarak, TSK ülkenin göz bebeği olan ve öyle kalması gereken bir kurumdur. Özellikle bölgenin bugünkü durumu ve ülke üzerinde tezgahlanmaya çalışılan senaryolar nedeniyle oluşan olumsuzlukların süratle ve  akılcı bir yöntemle düzeltilmesiyle, yeniden Mustafa Kemal'in ordusu olarak her zamanki ulusçu çizgisi ile görevini yapmaya devam etmelidir. Türkiye'yi kendilerine göre şekillendirmeye çalışanların önce orduyu zafiyete uğratma çabaları kumpas davaları ile gerçek yüzünü göstermiştir. Ancak tüm uyarılara karşın var olan gaflet ve delalet ortamı 15 temmuzda ülkenin bekasına yapılan bir saldırıyı yaratmıştır. Bu konuda oyun oynamanın ateşle oynamak olduğu ortaya somut bir biçimde çıkmıştır. Eğer herkes bildiği işi yaparsa başarılı olmak mümkündür. Elimizde ulusal temeli ve iradesi olan kurumlar kalır. Unutulmamalıdır ki kişiler geçici, kurumlar kalıcıdır.