BAŞKAN VE ADAMLARI


Başkanlık sistemi tartışması yoğun biçimde sürüyor. Ancak ortada bir içerik yok,yani tartışmanın ağırlığı kayıkçı kavgası düzeyinde gelişiyor. Herhangi bir sistem önerisi olmadığı için, talebin ne olduğunu algılamıyoruz ya da algılayamıyoruz.Dolayısıyla bu durum bir bocalama ortamı doğurmasına karşın şaşırmamak gerekir. Çünkü talep çok basittir. Birisi Başkan olacak,adamlarını seçecek ve sonra sistem onun söylemlerine, yaptıklarına göre oluşacak, gerektiğinde ona göre değişecek, diğer unsurlar figüran olacaktır. İşte bahsedilen Başkanlık sistemi budur! Aslında ismi Başkan ve Adamları sistemidir ve kuşkusuz benzerini aramak beyhudedir. Zaten AYM kararı üstüne sisteme talip olan kişinin daha önce de bazı konularda olduğu gibi ben bunları tanımam beyanı da durumun en ciddi kanıtıdır.
Doğal olarak buna karşı çıkanlar, böyle şey olur mu diyenler olacaktır. Kuşkusuz, beklenti ilk tepkinin demokrasinin asli unsurları olan siyasi partilerden gelmesidir. Söz konusu tepkinin ciddi ve önemsenebilir olmasının temel ölçütü de mevcut partilerin demokratik esaslara ne kadar bağlı olduğuna, dolayısıyla gerçekten demokrasinin asli unsurları olup olmadıklarına da dayalıdır.

Kısaca  şimdilik parlamentodakilere bakarsak; CHP, son kurultayda var olan geniş yetkilerin üstüne daha da koyarak Genel Başkanın partiyi neredeyse tek başına şekillendirmesine olanak tanımıştır. Üstelik tüzük değişiklikleri, üzerinde bir kişinin konuşması ve delege çoğunluğunun konuyla ilgilenmediği bir ortamda oylanarak, hemen yürürlüğe girmiş, dolayısıyla başkan ve adamları rotasında kararlılıkla ilerlendiği netleşmiştir. Kuşkusuz burada CHP için şu soruyu sormak kaçınılmazdır. Parti Genel Başkan partisi midir, yoksa örgüt partisi, Halk partisi midir? Parti üst yönetiminin konuya yaklaşımı,Türkiye’de demokrasi kültürünün ne hale geldiğini somut biçimde göstermektedir. Başkan ve adamları koskoca partiyi yönetmek için neredeyse hiç kimseye gereksinim duymamaktadırlar!

HDP için daha kapsamlı bir analize gerek olmakla beraber,kalıtımsal olarak edindiği otoriter yapının sıkıntısını had safhada yasamakta olduğu ve siyasi anlamda Türkiye partisi olmaktan süratle uzaklaştığı söylenebilir. Kuşkusuz  bu durum da ülkede sağlıklı bir düzen oluşması konusunda işlevsel olmasını ortadan kaldırmaktadır. Burada da başkan ve adamları tek sestir.ancak koşullar bazı dengeleri kurup, değiştirmektedir. Bugün silahlı hareketin başkan ve adamları söz sahibidir! Buradaki temel gerçek, oluşan dengelerin demokrasinin sonucu olmadığı ve demokratik sonuçlara yol açmayacağıdır.

Fiilen var olan sistemin hızla parlamenter sistem olmaktan çıkıp, başkan ve adamları sistemine gittiği ortadadır. Yukarıda  vurguladığımız gibi siyasi partilerin demokrasinin asli unsurları olma niteliklerini yitirme noktasına  doğal bir sonuç noktasına getirmektedir.

Eğer buna süratle müdahale edilemezse, yani siyasi partiler yasası,seçim yasası demokratik bir içeriğe kavuşturulamazsa,Türkiye’nin kanayan yaralarına kararlı bir biçimde doğru çözümler üretemeyip yalnızca mevcut iktidarın akıntısında gidilmeye devam edilir, dış politikanın meclisin by pass edilmiş şekilde yürütülmesine seyirci kalınma durumu sürdürülürse ve gereksiz Anayasa tartışmalarıyla oyalanılırsa, referandum ilk fırsat doğduğunda  önümüze gelir. Kuşkusuz bazı başkan ve adamları kaçınılmaz olarak bu süreçte siyaset arşivindeki yerlerini almak zorunda kalacaklardır. Ancak, ülke gerçekten kritik ve maliyeti yüksek olacak bir döneme girer, haberiniz ola!!!!