Cumhuriyet mitingleri ve Geziden sonra ülkenin aktif unsurlarının gelişmelere,dayatılan sisteme karşı toplu tepkisi yeniden ortaya çıktı.Bazıları tarafından beklenmeyen bu tepki, Türkiye'yi kendi kabilesinin yaşadığı bir yer haline dönüştürmeye çalışanlara, bunun olamayacağını açık bir biçimde gösterdi. Toplumun kolay aldatılabileceğini sananlar böylece duvara çarpmış oldular.

Sonuçta kağıt üstünde olduğu iddia edilen sonuç ne olursa olsun bunun siyasi açıdan bir meşruiyeti olmadığı ortadadır.

Çünkü. ülkenin önemli şehirleri,üretken kesimleri,ülkedeki çağdaşlığı besleyen tüm dinamik unsurlar böyle bir yönetim anlayışının Türkiye'ye uygun olmadığını milletin gerçek iradesi olarak haykırmışlardır 

 Bundan  sonrası bu iradeyi ete kemiğe büründürebilmektir.Öncelikle söz konusu durumu doğru algılayıp, siyasi önderliği yapabilecek bir yapıya ihtiyaç olduğu ortadadır.
Kuşkusuz bu yapının tüm aktif unsurların hem katılımına hem de kendilerini ifade etmelerine olanak sağlayacak bir örgütsel oluşumu yaşama geçirmesi olmazsa olmaz temel adımdır.İdeolojik olarak ana kitleyi seferber ederken, diğerlerini de ortak paydalarda sürüklemesini bilen bir yaklaşımın ortaya koyulması ve bunun kadroların liyakat,bilgi, tecrübe ve emek bağlamında yerli yerinde olmak kaydıyla sahaya sürülmesini sağlayacak bir yönetim anlayışı ile sentezi kaçınılmaz bir gereksinimdir.
 
Doğal olarak.ülke siyasetindeki bugünkü düzey bunun yapılmasının yazıldığı kadar kolay olmayacağını göstermektedir. Ancak bir şeylerin süratle yapılması zorunlu olduğu gibi bazı konularda gereken yapıldıktan sonra sonuç alınamıyorsa,o noktada ısrar etmenin bir anlamı kalmadığı da apaçık ortadadır.
 
Referandum sonrası geldiğimiz noktaya rağmen yine ilk seçenek C.H.P.'dir. Bu da ana muhalefet partisi olmasının gereğidir. Ancak yukarda vurguladığımız anlamda demokratik halk partisi olmayı beceremeyenlerin bugüne kadar olduğu gibi başarılı olması mümkün değildir.
Dolayısıyla herkes yapıp yapmadıklarının hesabını Türkiye'ye verecek ve vebalini siyaseten ödeyecektir.