Kuruluşun yani Atatürk'ün toplum projesinin yerinde ve ülkenin jeopolitik konumuna çok uygun olduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin çağdaşlarıyla kıyaslanmayacak şekilde uzun ömürlü olması nedeniyle zaten kanıtlanmıştır. Ancak özellikle 80 sonrası süreçte, kavramlar,değerler ve kurumlar üzerindeki çarpıtmalar, demokrasiye zıt yaklaşımlar, kurucu felsefeyi büyük ölçüde tornaya sokmuştur.

Zaman zaman neredeyse yanlışla doğru yer değiştirmiş,bu da doğalmış gibi halka sunulmuştur.Siyasi iktidarın bu politikaya ısrarla su taşıması da,günümüzde Huntington'un senaryosunu bilerek ya da bilmeyerek yaşama geçirme girişimine benzemektedir.

Kuşkusuz ülkenin temel sorunu siyasetin düştüğü düzey,yani sefaletidir.Burada da asıl etken,demokrasinin asli unsurları sayılan siyasi partilerin ,başkan ve adamları sistemiyle yönetilmesidir. Bu durum, halkın siyasete doğrudan katılamaması, örgütlenememesi,dolayısıyla müdahale edememesi anlamına gelmektedir. Özellikle şehirlerdeki aktif unsurların siyaset dışı ve örgütsüz kalmaları ülkede statik bir konum oluşturarak durağanlığı getiriyor.             Söz konusu durumu kullanmak isteyenler de buna prim vererek adını istikrar koymaktadırlar.
 
Söz konusu enerjiyi siyasete aktaramayan,bunu partisinde dinamizmin,üretkenliğin itici gücü olarak kullanamayan hiç bir partinin çağdaş anlamda yapılanması ve başarılı olması mümkün değildir. Başkanlık sistemini bu açıdan ele alırsak,kısaca 'Başkan'ın dediği olur' diyen bir yaklaşımın,millet iradesi ya da çağdaş toplumla ilgisi olmadığı açıktır.
 
Çünkü millet iradesi ,milleti oluşturan tüm kesimlerin güçleri oranında temsil edildiği bir demokrasi ile kıvamını bulur.Çağdaş toplum ise hukukun üstünlüğü temelinde denge ve denetim mekanizmalarını oluşturmuş, Atatürk'ün birlikte yaşam için yaptığı toplum projesiyle bütünleşmiş, tüm bireylerinin insanca ve hakça yaşadığı bir düzenin adıdır.
 
Öte yandan ilk o hal kararnamesine koyulmak istenmesine karşın tepki üzerine çıkarılan varlık fonuna devirler devam ediyor.İşaret fişeği olarak atılan Milli Piyango ve At Yarışları'na itiraz olmayınca, ilk karambol anında diğerleri gelmiştir ve gelecekler vardır. Bakanlar kurulu kararı ile bunun yapılması ne kadar  yasaldır. Hedefin satmak olasılığı taşıması nedeniyle ülke açısından birinci derecede önemlidir.
 
Son olarak şu söylenmeli; MP ile At Yarışları farklı şeylerdir. At yarışlarının temelinde yetiştiricilik olduğu için hem bakım hem tıp fonksiyonlarına ihtiyaç duyar. Yani at canlıdır, piyango bileti bilettir! Peki her konu ile ilgili soru önergesi vermeye çalışanlar, niçin bu konuda sessiz kalmışlardır?