KADINLARIN MİLLETVEKİLİ SEÇME SEÇİLLME HAKKI`NIN 77. YILI

 

Bugün, 5 Aralık 1934 tarihli yasayla Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verilmesinin 77 inci yılını kutluyoruz

ATATÜRK inkılaplarının toplumumuza etkisi bakımından en önemlilerinden birisi şüphesiz kadın hak ve özgürlüklerini sağlamış olanıdır.

1923’te Cumhuriyetin ilanı ile Türkiye yeni bir döneme girmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde yeni kanunların hazırlanmasında; mebus adedi belirlenirken kadınların da millet ferdi olarak sayılması ve vatandaşlık hakkına sahip olması konusu görüşülmüştür.

1925’teki nutuklarında ATATÜRK, kadın meselesinde şunları söylemektedir: “Bir milletin yalnız erkeklerinin ilerlemesiyle o millet yükselemez. Çünkü eğer kadın aynı ölçüde ilerleme hâlinde olmazsa erkeğin yükselmesi mümkün değildir.”

Böylece ATATÜRK’ün telkin ve istekleri kadınların da kültürlü olmalarına işaret etmektedir. Medeni Kanunun 1926 yılında kabulü ile aile hayatına yenilikler getirmiş ve kadına erkekle eşit haklar tanımıştır. ATATÜRK, kızların hemen hemen her meslekte yetişmeleri, tahsil sahibi olabilmeleri ile iş ve düşünce hayatına büyük bir ölçüde katılımından yana olduğunu belirtmiştir. Bu amaçla İstanbul’da “Türk Kadınlar Birliği” kurulmuştur.

3 Nisan 1930’da da Mecliste müzakeresi bir yılda tamamlanan yeni Belediye Kanunu kabul edildi. Böylece kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmış oldu.

1930 yılı Belediye Seçimleri kadınlara, “Seçimlere katılma, belediye meclislerine üye olma, seçimlerde aday olma hakkını” sağlaması nedeniyle oldukça büyük önem kazanmış ve dikkat çekmiştir. Kadınlara tanınan haklar Türkiye’nin demokratikleşmesinin en önemli göstergelerinden biri olmuştur.

5 Aralık 1934’te- Türk kadını siyasal haklarını kazandı; hem de bugün üyesi olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği ülkelerinin pek çoğundan yıllarca önce ve onlara öncülük ederek. Türk kadını siyasal haklarını kazandığında tüm dünyada sadece 17 ülkede kadınların siyasal hakkı vardı ve Türkiye, kadınına siyasal hakkı tanıyan ilk ve tek İslam ülkesiydi.

Kadınlara siyasal hakkın tanınması cumhuriyet devrimlerinden biridir. Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ün hepsini on yıl içerisinde gerçekleştirdiği devrimlerin -yani, 1924, Tevhiti Tedrisat Kanunu; 1925, Kıyafet Kanunu; 1926, Medenî Kanun ve 1934, kadınlara siyasî hakların tanınmasıyla ilgili kanun- hepsi de aynı zamanda kadın devrimidir.CHP ve Atatürk, bu nedenle, yüzyılın en büyük kadın hakları savunucusudur.

Türk kadını, yüzyıllardır kafeslerin, peçelerin, çarşafların ardında, tüm toplumsal ve ekonomik, eğitsel ve siyasal haklarından yoksun olarak kul konumunda yaşarken, bu devrimlerle birey konumuna yükseldi. Ünlü ozanımız Nazım Hikmet’in dizelerindeki gibi, soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen kadınımız, cumhuriyet devrimleri sonrası erkeğiyle eşit birey olarak ülkemizin kalkınmasında rol aldı.

Kalkınmanın, çağdaşlaşmanın, eksiksiz demokrasinin ilk şartı, katın – erkek eşitliğidir; ama, sözde kalmayan, yaşama geçen eşitlik,…    Egemen güçler tarafından,insan hakları, demokratik haklar,eşitlik,kardeşlik,özgürlük  insanlık tarihi sürecinde hep gasp edilmiş,1789 Fransız devriminde  İnsan hakları  dokunulmaz,devredilmez ve vazgeçilmez nitelikte kişiliğe bağlı haklardır. Kişiliğimizin birer parçası olan insan hakları olmadan,onurlu ve insanca bir yaşam sürdüremeyiz denmiş. Ancak 1789 ‘ insan hakları ve yurttaş hakları bildirgesindeki ’insan hakları kavramı aslında ‘erkek’ anlamına geldiği anlaşıldı.Devrim babaerkil eski rejimdeki tutumu sürdürülmüş. Dünyada ilk siyasal hak talepleri, Fransız İhtilalinden sonra, 1791’de Fransa’da olmuştur. Fransız Kadın Yurttaş Beyannamesini hazırlayan ve okuyan Olympe De Gouge isimli Fransız kadını “madem erkekler gibi giyotine gönderiliyorum, o zaman, erkekler gibi oy hakkım olmalı” dedi ve bu sözün bedelini, giyotinde can vererek ödedi. O Fransız kadını, ancak İkinci Dünya Savaşından sonra, 1945’te siyasal hakkını kazandı. insanlık tarihi sürecinde hep gasp edilmiş,1789 Fransız devriminde  İnsan hakları Kadına eşitlik hakkını  verecek demokratlıkta değildi. İnsan haklarındaki cinsiyet ayrımına karşı kadınların örgütlü mücadelesi, Fransa da erkeklerin feodal,muhafazakar tavırları ve dirençlerinden dolayı1945 kadar devam etmiştir.İsviçre de ise 1971 kadar sürmüştür.

Bu günde kadınların demokratik seçme ve seçilme hakkı olan insan hakkı sorunları; Kadınların siyasi hayata katılmalarını sakıncalı bulan ahlaki,dini,sosyal,siyasal, biyolojik görüşlerin hepsinde  kadını sömürme,köleleştirme güdüsünün izleri görülmektedir.

Avrupa Birliği nedeniyle televizyonlarda izliyoruz, Avrupa Parlamentosunu görüyoruz; ne kadar çağdaş bir görüntü değil mi; bizim Meclisimizden ne kadar uzak bir görüntü değil mi! Evet, siyasal haklarını pek çok Avrupa ülkesinden onlarca yıl önce, örneğin İsviçre’den kırk yıl önce alan kadınımız, bugün ülke siyasetinin neresinde?!

Siyaset biliminde kadının yeri, o ülke parlamentosundaki kadın oranıyla belirlenir. Türk kadını, ilk kez parlamentoya girdiğinde, 1935 yılında bu oran yüzde 4,6’ydı ve tüm cumhuriyet tarihimiz boyunca, bir daha bu orana ulaşamadık. Yetmiş yıl sonra, yani bugün, Parlamentomuzdaki kadın oranı yüzde 14’tür. Halen belediye başkanlarının binde 9’u, belediye meclis üyelerinin % 4,2’si, il genel meclisi üyelerinin ise % 3,3’ü kadındır. Yerel meclislerdeki kadın ortalaması Avrupa ve Orta Amerika’da % 24, Latin Amerika’da % 26 iken, Türkiye’de bu oran oldukça gerilerde kalmaktadır. Son yerel seçimlerde alınan sonuçlar, kadınlar açısından  kötüdür. Avrupa parlamentoları arasında sonuncu sıradayız. Dünya parlamentoları arasında 82 nci sıradayız, pek çok Afrika ülkesinin bile gerisindeyiz, yüzde 14’lük oranla, İran gibi şeriatla yönetilen ülkelerle aynı dilimdeyiz. Oysa, Kuzey Avrupa ülkelerinde bu oran yüzde 35, İsveç’te ise yüzde 45’tir. Bu gerçekler, ülkemizde nüfusun ve seçmenlerin yarısını oluşturan kadınlarımızın siyasette temsil edilemediğinin göstergesidir. Ülkemizde, hâlâ, kadınları, erkekler temsil etmektedir. Yüzde14,1’lük oranla, demokrasimiz, kadınsız demokrasi, yani, eksik demokrasidir veya bir bilim kadınımızın dediği gibi “defolu, ayıplı” demokrasidir ve bu ayıptan kurtulmak için, görevi olanlar, hiçbir şey yapmamaktadır. Kadının siyasette temsil edilememesi, onların eğitiminden sağlığına, çalışma yaşamından aile yaşamına ve şiddete maruz kalmasına kadar bir dizi ağır sorunlara ve eşitsizliğe neden olmaktadır. Türkiye, bu eksik demokratik temsil sorununu çözmeden, çağdaş, demokratik ve gelişmiş ülke konumuna yükselemez. Ülkemizin değişim, kalkınma, çağdaşlaşma ve demokratikleşme yolunda, kadınların katkısına ve bakış açısına ihtiyacı vardır.

Kadınların siyasete katılımının önünde eğitimsizlik, ekonomik güçsüzlük, fırsat eşitsizliği, geleneksel cinsiyete dayalı rol, toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi bir dizi neden vardır. Çözüm, bizden sonra gelip, bizi fersah fersah geçen Batılı çağdaş demokratik ülkelerin uyguladığı yoldur. Bu ülkeler, kadınlarının siyasete ve yönetime katılmalarının önünü açacak olumlu ayrımcılık, fırsat önceliği, kota gibi özel önlemleri anayasa ve yasalarına koymuşlardır. Türkiye, ne yazık ki, bu gibi önlemleri almakta çok geç kalmıştır. Halbuki, CEDAW ve Pekin+5 gibi, Birleşmiş Milletlerin hazırladığı ve Türkiye’nin de imzaladığı uluslararası sözleşmelere göre, kadınların siyasete ve parlamentolara katılımını artırmaya yönelik özel önlemlerin alınması, kotaların uygulanması, hükümetlerin kaçınılmaz görevleridir. Cinsiyet kotası uygulaması, her bir cinsiyetin, temsilde kritik eşik denen en az yüzde 30’luk ve temsil ve katılımının yasayla zorunlu kılınmasıdır. 77 yılda gelebildiğimiz nokta TBMM’de yüzde 14,1 gibi utanç verici bir oranda temsil edilmek! 43 ilde kadın milletvekili yok

Yerel yönetimlerde, bürokraside, yürütme ve yargıda ise “eser miktarda” temsil edilmek!

  • Yüzde 85,8’i erkek olan TBMM “doğal olarak” erkeklerin hayatını ilgilendiren, onların dünyasında anlam bulacak kararlara imza atıyor.
  • Erkek devletin erkek YARGI’sı kadın ve çocuk tecavüzcülerine arka çıkarken, bu kararı veren kurullarda tek bir kadın yer almıyor.
  • Bedelli askerlikle ilgili yasa çıkarılıyor, oğullarını askere gönderip cenaze olarak geri alan annelere kimse fikir sormuyor.
  • Üniversitelerde rektör seçimleri yapılıyor, erkekler koltuklara oturtuluyor, 166 üniversitedeki kadın rektör sayısı 10’u bulmuyor..
  • Her dört kadından üçü “işsiz”, çünkü işini, mesleğini seçemiyor. İşverenler kadınları tercih etmiyor, kadınlar erkekler kadar kolay iş bulamıyor ya da eşi/ailesi tarafından okutulmuyor, çalıştırılmıyor.
  • Her üç kadından biri “eşini” seçemiyor, çünkü “çocuk yaşta” evlendiriliyor (TÜİK verilerine göre evli kız çocuğu sayısı evli erkek çocuğu sayısına oranla 14 kat fazla). Kız çocuklarına “devlet eliyle” tecavüz ediliyor.
  • Kadına yönelik şiddet haberleri artık “sıradan, olağan, normal” haberler gibi algılanıyor. “Yaşama hakkını seçmek isteyen”, “devlet koruması” isteyen kadınlar katillerine teslim ediliyor.
  • Geleneksel kültür kadınların beynini yıkıyor, onlara seçmenin değil seçilmenin önemli olduğunu söylüyor! Bir erkek tarafından seçilmek bu! Eş, anne, ev kadını olarak seçilmek!
  • “Seçilme hakkını elde etmemizin” 77. yılında bir kez daha haykırıyor: Kendi hayatımızla ilgili seçimleri kendimiz yapmak istiyor. Kendi hayatımızla ilgili seçimleri yaparken devlet, aile ve erkek eliyle şiddet görmek, engellenmek istemiyor.

Kadınlar “eşitlik” istiyor. Seçerken de seçilirken de! Bunun için, Anayasa ile Siyasî Partiler ve Seçim Yasalarımızda gerekli değişiklikler yapılmalıdır. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, tüm bu yasal değişiklikler için bugüne değin her türlü çabayı gösterdik ve göstermeye de devam edeceğiz.

CHP, Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana yasal, siyasal anlamda öncüsü olduğu kadın-erkek eşitliğini, bugün tam anlamıyla hayata geçirmek ve güçlendirmek için gerekli siyasi irade ve kararlılığa sahiptir. CHP, hukuksal alanda attığı adımlarla Türkiye’de kadın-erkek eşitliğine ilişkin ilk büyük dönüşüme imza atmıştır. Şimdi sıra, hukuksal planda atılan bu adımların toplumsal yaşamın her alanına fiilen nüfuz etmesi için gerekli olan toplumsal zihniyet değişikliğini gerçekleştirmektedir. CHP, bu değişikliği gerçekleştirebilecek birikim, vizyon ve güce sahip tek siyasal partidir. CHP, her yurttaşın eşit olduğu, temelinde insan hakları bulunan özgürlükçü demokrasiyi kuracak, kadın-erkek eşitliğini toplumsal yaşamın her alanına hakim kılacaktır.