Günümüzde ülkenin en büyük sıkıntısı, siyasetin düzeyinin çok düşmüş olmasından, yani siyasetin sefaletinden kaynaklanmaktadır. Ülke yönetiminin tüm toplum için en önemli şey olduğu belliyken, bu işin çoğunlukla politika esnafı bile denilemeyecek tam anlamıyla politika işportacılarının elinde olması gerçekten hepimiz açısından ciddi bir talihsizliktir (Bu işportacıların tanımları gereği, geçim dünyası dışında sabit bir siyasi noktaları olmadığından sürekli yer değiştirebilmekte bunda bir sakınca görmedikleri gibi neredeyse doğal kabul etmektedirler.). 30-40 evvelin CHP'sine, AP'sine, MHP'sine, MSP'sine hatta diğer küçük partilerine baktığımız zaman bile o zaman var olan politikacı birikiminin, entellektüel düzeyin, devlet adamlığı kalitesinin, devlet yönetme tecrübesinin (ki o zaman çoğunu eleştirmemize karşın!) bugünle karşılaştırdığımızda, aradaki farkı betimleyecek sözcük bile bulmakta ne yazık ki zorlanmaktayız.

Kuşkusuz, bu süreçte bizim için önemli olan CHP'sinin durumudur. Nedeni ise Büyük Orta Doğu Projesi mimarları açısından Türkiye'nin istenilen biçimde şekillendirilmesi operasyonun başarılı olması için zorunluyken ve bu haliyle bile CHP bunun önünde bir engel olmasıdır. Dolayısıyla, gerek Atatürk Cumhuriyeti'nin kurucusu ve kollayıcısı olarak tarihi misyonuyla gerekse Demokratik sol bir parti olarak hem ülke içinde hem de kendi coğrafyasında tüm mazlum ulusların beklediği  umut ışığını oluşturacak siyasi önderliği yapabilecek potansiyele sahip bir partidir.

Bugün itibarı ile partiyi yukarıda vurguladığımız anlamda değerlendirirsek;

1)Parti içi yaşam koşullarına, 2)Partinin siyasi çizgisinin ne olduğuna ve buna ne kadar uyulduğuna, 3)Parti yönetim kademelerinde hangi kadroların yer aldığına,partiyi ne kadar temsil ettiğine bakmak gerekir.

1)Parti içi yaşam koşulları, CHP gibi bir parti için birinci derecede önemlidir. Çünkü halkla doğrudan iletişim ve katılımla oluşacak dinamizm, partinin yaşayan canlı bir örgüt yapısına sahip olmasını sağlarken, bu geniş tartışma ve çalışma ortamı üretkenliğin verimli ve yararlı olmasının yolunu açar. Söz konusu parti içi yaşam tarzı, ülke için hedeflediğiniz modelin somut bir yansıması olacağından kitleler açısından harekete güveni ve inancı arttırır, yapılacakları somutlaştırır. Buradaki temel nokta sade üyeden, Genel Başkana kadar herkes için uygulanabilir ve eşit kuralların olması,bunların her aşamada yaşama geçirilebilmesidir. Parti içi demokrasi özünde belli bir kültürün örgütsel yapı ve yönetim birimleri tarafından sindirilmesi, uygulama alışkanlığının kazanılması açısından vazgeçilmez bir ilkesel kavramdır. Zaten ülkede demokrasinin yerleşmesi açısından rol model olabilmekte bu kavramın içerik olarak partiye egemen olmasından geçmektedir.

İşte tüzüğün önemi burada ortaya çıkmaktadır. Tüzüğü, yalnızca resmiyet nedeniyle yazılmış, işine gelince gündeme gelen işine gelmeyince rafta duran sıradan bir kitapçık olarak gören anlayışın doğalmış gibi kabul edilmesi, ciddi bir algı bozukluğundan başka bir şey değildir. Ayrıca, bazılarının ağzında sakız olan"Sosyal Demokrasi" kavramı ile söz konusu anlayışın nasıl bağdaştığı, aklı başında herkese pes dedirten bu çifte standardın nasıl izah edildiği gerçekten merak konusudur. Oysa parti tüzüğü, temelde partinin başarısına dayalı olmalı ve başarılıları mükafatlandırmalı, başarısızları dinlendirmeli, liyakat, bilgi, tecrübe, emek sahibi kadroların önünü açmalıdır. Parti içerisindeki kanatların demokratik kurallar içerisinde birlikte çalışmaları sağlanmalı; %51 alana, kalanı kenarda bırakma ya da tasfiye etme olanağı bırakılmamalıdır. Son yapılan tüzük değişikliklerinin çok az da olsa olumlu yönleri olmakla birlikte, bir çok noktada ciddi eksiklikler, boşluklar içermekte, tüzük yazım tekniği açısından da kadın ve gençlik kollarının durumunun ne olduğu anlamında önemli açmazlar bulundurmaktadır. Kısacası, göz boyama yada parti içi iktidar hedefi olmayan tam aksine partiyi iktidar yapma hedefine uygun tüzük değişiklikleri kurultayda mutlaka ele alınmalıdır.

2)Partinin ciddi sıkıntılarından, birisi, hem yönetim birimlerinin hem de parti seçilmişlerinin (genel,yerel) önemli bir bölümünün partinin ana siyasi çizgisi ile tam örtüşememeleridir. Ne yazık ki bir kısmı parti geçmişini yok denecek kadar az bilmekte, 40 yıl evvel yapılmış şeyleri yarım yamalak ortaya atarak yeni şeyler söylediklerini zannetmektedirler. Ayrıca ana siyasi çizgi ile tamamı ile zıt düşebilecek kadrolar partide önemli görevlere gelebilmektedir. Parti tabanını genişletme politikasının ancak bir toplumsal proje ile yapılabileceğini algılayamayan bu anlayışla, sonradan mutlaka sırıtacak isimlerle ancak yaz takımı kurulabileceği ama asla iktidar olunamayacağı ve ana tabanda sürekli kan kaybı yaşanacağı aşikardır. Şunu unutmamak gerekir ki, siyasi bir hareketin karşısına ancak siyasi hareketle çıkılır. Karşımızda beğensek de beğenmesek de inançlı bir hareket vardır. Hatta bu hareket tabanda konuya kalın çizgilerle bakmakta, hırsızlığı, yolsuzluğu bile bu noktada mazur görebilmektedir. Dolayısıyla bunun karşısına mutlaka doğru bir siyasi çizgiyle çıkmak zorunludur. Başka türlü başarı beklemek hayal görmekten öteye gidemeyeceği gibi hareketinizin yenilgiye doymayan ama hep güreş isteyen yalancı pehlivandan farkı olmayacaktır.

Kuşkusuz CHP'nin temel siyasi çizgisi Altı Ok'la özetlenen Atatürk'çü çizgidir. Demokratik,laik,hukukun üstünlüğüne dayalı sosyal devletle somutlanan toplum projesi de çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma rotamızın temel hedefidir. Bu çizgi yeniden partiye egemen kılınmalı ve tüm üyeler, özellikle parti yöneticileri, milletvekilleri ve yerel yöneticiler verilecek eğitimden geçmelidirler. Kaldı ki, bunun yapılması tüzük değişikliğine bile gerek yoktur. Zaten var olan maddelerde gerekli yaptırım olanakları bulunmaktadır. Önemli olan verilecek eğitim içeriğinin vurguladığımız ana çerçeveye uygun olması ve yapılan uygulamada kararlılık gösterilerek işin sulandırılmamasıdır.

3)Kuşkusuz, sonuçta partiyi insanlar temsil eder. Halk benimsediği görüşleri ve taleplerini kimlerin savunduğunu önemser. Harekete güven ve inanç, kadroların tutarlılığına ve kararlılığına göre kuvvetlenir ya da zayıflar. Yani halk, tamam işte bunlar yapar deme noktasına gelmeden iktidar olma kıvamına gelinmemiş demektir. Doğal olarak, parti içi demokrasinin ciddi zafiyetler içermesi, partiyi kapalı devre çalışan bir yapı haline getirirken, yönetim birimleri siyasi çalışma yapan organlar olmaktan ziyade mevkileri parti içi iktidar açısından tutma işlevini yüklenen organlar olmuşlardır. Sistem yukarıdan aşağı işlediğinden, aşağıdakileri kendilerini seçtirmek üzere belirleyenüsttekiler, onların işlevi bittiği zaman, delegenin yetersiz ve düzeysiz olduğunu söyleyebilmektedirler. Dolayısıyla saadet zincirinin aşağıdaki halkası hayalleriyle yaşamayı sürdürme geleneğinden vazgeçmemekte, o nedenle, ülke sorunları da bu aşamada sohbet konusu detaylar olmaktan öteye gidememektedir. Siyasi ölçülerin tamamı ile  dışında oluşan bu yapı doğal olarak parti tabanı ve seçmeni ile hem siyasi hem de etik anlamda ciddi bir yabancılaşma  yaşamaktadır. Özetle, parti yönetimleri partiyi temsilde zafiyet içerisinde oldukları için.paylaşmaya çalıştıkları mevcutta gitgide azalmaktadır,    1980 darbesinde CHP'nin kapatılması en önemli nokta atıştır. Yapılan hamle ile hem hareket dağıtılmış hem de ana damara yabancılaşma süreci başlatılmıştır. Anlaşılan şimdi sıra partinin iyice kimliksiz, güvenilirliğini ve inanılırlılığını kaybetmiş bir aşamaya gelmesidir. 30 Mart'la başlayan süreç, CB seçimleri ve 2015 genel seçimi ile tamamlanacak parti siyasi enkaz haline getirilecektir. Bunun Erdoğan'la da doğrudan ilgisi yoktur. Durum Huntington planının uygulanmasından başka bir şey değildir. O nedenle 2023 projesinin baş rol oyuncuları değişik olabilir, ama sonuçları ve hedefi bellidir.

CHP'sine gelince, olağan kurultayın bir yıl ertelenmesine öncelikle PM, Meclis Grubu ve üst yöneticilerde yok denecek kadar az itiraz olduğuna göre, saadet zincirinin yukarıdan aşağı dağıttığı elma şekerlerine talebin yoğunluğu parti ve ülkenin geleceğine ağır basmış görünüyor. Sonuçta birileri yine belki mv koltuğuna oturacaktır, ama burada asıl kesin olan partinin kaybeden olacağıdır. O nedenle, özellikle CB seçiminden sonra ortada gerçekten bir parti var mı sorusu CHP tabanı ve seçmeninde yüksek sesle sorulmaya başlayacaktır. Bize düşen partiye çizilen bu yol haritasının doğru olmadığını, fareli köyün kavalcılarının peşinden gidilmemesi gerektiğini haykırmak ve gidişatı durdurmak için ne gerekiyorsa yapmaktır.

Batur İlter