24 Haziran'da bir seçim oldu.Herkes balıklama bu seçime atladı İktidarın nedenleri belki belliydi,Ancak diğerlerininki tam anlaşılamadı.

İşin enteresan tarafı Başkan ve Meclis seçildi, ama ortada sistemin kendi yani yasaları yok! Oysa 16 Nisan referandumunda kabul edilen Anayasa değişikliğinin amir hükmüne göre en geç bir yıl içinde gerekli uyum yasaları Meclisten çıkmalıydı. Sonuç olarak, burada iki önemli nokta vardır.

1)Söz konusu yasalar yapılmadan, herhangi bir seçim yapılamaz,

2)Bu yasaları yapma görevi ve sorumluluğu, yeni seçilen meclisin değil seçimden önceki son Meclisindir. Dolayısıyla yapılan işin meşruiyeti çok tartışmalı olduğu gibi, dünya literatürüne yasaları yani varlığı olmayan bir sisteme yönetici seçen bir ülke olarak geçmemiz çok muhtemeldir. Bu konuda tavır koyup sonuçları ne olursa olsun Anayasa Mahkemesine gidilmemesi, hak,hukuk adalet ve demokrasi mücadelesi açısından ciddi bir siyasi zafiyettir.

     Diğer bir konu YSK'nun yaptığı fahiş hatanın üzerine gidilmemesidir. Bilindiği üzere YSK,  seçime girecek partileri elindeki elindeki evraka göre ilan eder. Söz konusu evrak ise yasaya göre Yargıtay Başsavcılığından gelir, ve bu konu onun yetkisindedir. Sonuç olarak, YSK seçime katılacak partiler konusunda oylama yapamaz, elindeki evraka göre seçime katılacak partileri ilan eder. Eğer evrak incelemesinde hatalar olduğunu düşünen üyeler varsa gerekçesiyle birlikte muhalefet şerhlerini düşerler.
 
Yani bu konuda oylama yapamazlar. Nitekim, HÜDA-PAR ilan edilen listeye savcılık belgeleri ile itiraz ederek, seçime katılmıştır. Dolayısıyla İYİ Partinin seçime katılmaması da parti yetkililerinin açıkladığı kayıtlara göre mümkün değildir. Ancak nedense bunu üstüne de gidilmemiştir. Ayrıca CHP'nin MV katkısı demokrasi açısından anlamlı gözükse bile, İYİ Partinin MHP ve AKP seçmeninden oy almasına olumsuz anlamda katkısı olmuştur. Kaldı ki Akşener imza toplayarak aday olabildiğine göre bunun gerekli olup olmadığı tartışma konusudur.
 
     Seçimle ilgili yasadaki ittifak konusunun, baraj engelini ittifak partileri lehine kaldırarak eşitsizlik yarattığı ve ittifakın büyük partisine ek bir getiri sağlaması nedeniyle, demokrasiye uygun olmadığı muhalif çevrelerce haklı olarak dile getirilmişti. Ancak birdenbire bu konu unutuldu. Anayasa mahkemesine CHP'nin yaptığı başvuru da bu konu nedense yoktu. Demokrasi mücadelesi yaptığını söyleyen bir partinin yapması gereken bu başvuruyu yapmaktı. Eğer bunun gerekçesi, AYM bunu reddeder ise başvuru yaparak tarihe not düşülmüş olur ve ret sonrası yola devam edilirdi. Belki de buradaki temel sorun, partinin bugünkü yönetim anlayışının demokrasi kültürünü özümsememiş olmasındadır.
 
   Sonuç olarak seçim yapılmış ve ülke demokrasi liginden düşmüştür. Ana muhalefetin hala anlamadığı, rejimin değiştiği ve Başkanın dediği olur sistemine geçildiğidir. Şimdi çıkarılan kararnameler ortada yasal dayanaklar olmadığı için yaz-boz tarzında olmaktadır. Dolayısıyla hiç bir kural göz önüne alınmamaktadır. Kuşkusuz bu kadar hesapsız dallanıp budaklanma, bu işin heveslilerini de kısa sürede ciddi sıkıntıya sokacak, ipin ucu kaçınılmaz biçimde kaçacaktır. Ne yazık ki maliyeti tüm Türkiye ödeyecektir.
 
  Erdoğan'ın başarısı herkesi kümese sokarak ne için yapıldığı belli olmayan bu seçime gidebilme becerisidir. Muhalefetin başarısızlığı ise anayasal koşulları oluşmamış bir seçimin ne sonuçlar vereceğini ön görememek ve bu seçimin yapılmasına karşı direnme gücünü gösterememektir. 
  CHP yönetiminin hiç bir şey olmamış gibi davranarak, seçim sonuçlarını, bu süreçte yapılanları ve ülkenin son durumunu tartışmadan hemen belediye seçimlerine hazırlanacağız açıklamasıyla işe başlaması ise takkenin düşüp kelin görünmesinden başka bir durum değildir!
 
 
           Batur İlter