Yakup Kepenek

 

 

 

 

 

08 Mayıs 2017 Pazartesi

 

Ahmet İsvan’ı 1 Mayıs günü yitirdik; sanırım öleceği günü kendisi seçseydi, o da 1 Mayıs derdi.
 
Anıtsal kişilik
İsvan’ı İstanbul Belediye Başkanlığı (1973-77) ve 12 Eylül 1980 sonrasının DİSK davasının yargılamaları bağlamında uzaktan izleyenlerdendim. Yollarımız siyasette, Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) Parti Meclisi üyesi olduğumuzda kesişti, iyi ki de kesişti.
Sürekli üreten, ürettiğini paylaşan ve ortak, birlikte çalışmayı ilke edinen İsvan’ı tanımlamak hem çok kolay, hem de zor.
Çok kolay; çünkü o, özü-sözü doğru, hiçbir karanlık noktası olmayan bir kişilikti. Eğilmeyen, bükülmeyen; kötülük görse de hep gülümseyen; teslim alınamayan; kimseyi de kendisine kul - köle yapmayan; siyasette özçıkar nedir bilmeyen İsvan, gerçek anlamda bir ahlak, doğruluk, dürüstlük ve erdem, anıtıydı.
Diğer taraftan İsvan’ı tanımlamak hiç de kolay değil. Siz, son elli yıl boyunca makamının olanaklarını kullanarak kendisine ve çevresine doğrudan ya da dolaylı çıkar sağlamayan İsvan dışında kaç belediye başkanı sayabilirsiniz?
İşte İstanbul belediye başkanlığı döneminde o günlerin çok etkili kişilerinden birine ait kaçak bir binayı yıkarken söylediği, ders kitaplarına girmesi gereken, destansı sözler:
Bugün burada yıkacağımız sadece bir kaçak binadan ibaret değildir. Bu binayla birlikte para bağışlayarak belediye yasaları karşısında dokunulmazlık kazanılabileceği düşüncesini yıkıyoruz. Bu bina ile birlikte paranın belediyemizde her kapıyı açabileceği görüşünü yıkıyoruz. Bu binayla birlikte belirli kimselerin belediye karşısında yasadan daha güçlü olabileceği düşüncesini yıkıyoruz. Bu binayı yıkmakla halka gösteriyoruz ki belediyede halktan yana bir yönetim var ve Ankara’da da yargıçlar var.
Türkiye’de bugün bu sözleri edebilecek kaç belediye başkanı var? Ya Ankara’da yargıçlar?
 
Bir öneri ki!
Mart 1989 yerel seçimlerinde SHP, aldığı yüzde
28.69 oranındaki oy ile en büyük parti olmuş ve yerel yönetimlerde de iktidara gelmişti.
Parti meclisi üyesi İsvan, o günlerin SHP yönetimine bir öneri verdi. Yolsuzluk musluklarından en büyüğünü kapatacak öneri özetle şöyleydi.
Belediyelerde en büyük sorun borçlarının ödenmesi sırasında yaşanır. Sorunun çözümü için: 1. Ödemelerin her ayın hangi günü yapılacağı; 2. O ay yapılabilecek ödemelerin toplam tutarı; 3. Toplamın alacaklıların tamamı arasında alacaklarının büyüklüğüne göre oransal dağılımı önceden ilan edilir.
Böylece belediyelerden alacaklılar alacaklarını aracılara rüşvet vermeden alabilecekti.
İsvan’ın 1977’de yeniden aday olmasını engelleyen siyaset+sermaye+tutucu basın üçlüsünün çıkar çarkı 1990’da da dönmüş olacak ki İsvan’ın bu önerisi uygulamaya konulmadı. Kimi SHP yerel yönetimleri büyük yolsuzluklarla suçlandı. Öykünün devamını biliyorsunuz.
İsvan, Cumhuriyet ile yaşıttı; eşi Reha Hanım’ın bir adı da Cumhuriyet’ti. Cumhuriyet ile solun bileşimi olan bu ikili 1980 faşizmi tarafından emekçi haklarını ve barışı savundukları için yargılandı, işkence gördü; kendisi 27, Cumhuriyet de 38 ay hapis yattı.
İsvan’ın yaşamının siyaset ve tarım boyutlarını anlattığı iki anı kitabı, Başkent Gölgesinde İstanbul ve Köprüler, Gelip Geçmeye - Tarımda BirModernleşme Öyküsü (İş Bankası Kültür Yayınları) çok şey anlatıyor!

 

***

 

Gazetemiz Cumhuriyet’in dünkü doğum gününü, başta gazetemizin emekçileri olmak üzere, düşünceleri nedeniyle özgürlükleri ellerinden alınan tüm insanların bir an önce özgür olması dileğimle kutluyorum